Sevme Beni Ey Vatan - BİR YUDUM ŞİİR - Yitik Edebiyat ?
SEVME BENİ EY VATAN
Sahteyse sadakatim,
Fedakar değilsem senin gibi,
Koşulluysa sevmelerim isteme beni
Sevme beni ey vatan
Zamanlıysa, kararsızsa, devamsızsa
Korkaksa, yarımsa, çarpıksa, zorundaysam
Sevme beni ey vatan
Aşkım koşullara bağlıysa
Kuşku duy sevgimden, merak et kurcala
Sor, soruştur, aç, açtır, karıştır
Emin ol benden, daha iyisini iste
Sevdam gelişemezse gün be gün beni kalbine alma
Aydınlatmıyorsam seni
Anlayamıyorsam
Tembelsem, çalışmazsam
Tembele göz yumarsam
Pabuç bırakırsam haine
Utandırıyorsam, hazır değilsem sana, yetemiyorsam
Üşenir, erteler, vazgeçersem
Ne bileyim, neme lazım, bana ne dersem
Sevme beni ey vatan
Uğrunda can vermeye hazır değilsem
Dünü anlamadan yarını
Bugünü kuramadan geleceği
Geleceği ummadan dünü yaşıyorsam
Yarının bana emanet edildiğini anlamıyorsam
Geleceğin hesap soracağını unutursam
Sevme beni unut beni
Kov beni, ötele beni, arala beni
Geliştiremiyorsam bizi
Mesafe koy dağlar boyu
Ayrılıklar sok araya
Ama sevme beni ey vatan
Sana layık olamazsam
...
https://www.youtube.com/watch?v=1x7FazSir3s
#namazşiirleri #namaz #namazhikayeleri #namazaşkı #namazsevgisi
Namaz Yabanda Komaz - Ord. Prof. Dr Şerefeddin Yantkaya -BİR YUDUM ŞİİR - Yitik Edebiyat ?
Ord. Prof. Dr. Şerefeddin Yantkaya
T.C. Diyanet işleri Başkanlığı ikinci reisidir.
Atatürk'ün cenaze namazını kıldıran diyanet başkanıdır.
NAMAZ YABANDA KOMAZ
Namaz yabanda komaz;kılmalı her gün namaz.
Namazını müslüman bir gün geri bırakmaz.
Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı beş vakit,
Namaza dur içinden bütün kirleri akıt!
Namazı kılanların içlerine nûr dolar,
Namazı kılmayanın yüzünün nûru solar.
Namaz demek Allâh'ın çıkmaktır huzûruna.
Allâh' la konuşmaktır, erişmektir nûruna,
Abdest alıp temizlen, tertemiz ol erkenden,
Temizliğe alışmak gerektir çocuk iken.
...
https://www.youtube.com/watch?v=lo2qYi3hxgA
Xanthos Yazıtındaki Ağıt - BİR YUDUM ŞİİR - Yitik edebiyat?
Xanthos kazıları sırasında bulunan yazıt üzerindeki şiir:
EVLERİMİZİ MEZAR YAPTIK, MEZARLARIMIZI EV…
YIKILDI EVLERİMİZ, YAĞMALANDI MEZARLARIMIZ.
DAĞLARIN DORUĞUNA ÇIKTIK, TOPRAĞIN ALTINA GİRDİK,
SULARIN ALTINDA KALDIK GELİP BULDULAR BİZİ,
BOZDULAR BİRLİĞİMİZİ, ALTÜST ETTİLER BİZİ,
YAKIP YIKTILAR YAĞMALADILAR BİZİ!
BİZ Kİ; ANALARIMIZIN,
KADINLARIMIZIN VE ÖLÜLERİMİZİN UĞRUNA,
BİZ Kİ; ONURUMUZ VE ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN UĞRUNA,
TOPLU ÖLÜMLERİ YEĞLEYEN BU TOPRAĞIN İNSANLARI,
BİR ATEŞ BIRAKTIK GERİDE…
HİÇ SÖNMEYEN VE SÖNMEYECEK OLAN!
Xanthos kazıları sırasında bulunan yazıt üzerindeki şiir
Azra Erhat tarafından çevrilmişti
''Perslerin kölesi olarak yaşamaktansa, ölümü seçen savaşçı Likya halkı, topluca intihar etme yolunu seçerek kayalıklardan kendilerini aşağı atmışlardır''
''Xanthos, Fethiye'nin Kınık Köyü sınırları içinde yer alır.
Xanthosluların acı bir hikayesi vardır aslında. Komşuları Lidyalıların aksine savaşçı bir toplumdur onlar.
Bağımsızlık uğruna ölümü seçmiş olmaları, onların günümüze kadar ulaşan destansı kahramanlıklarını yeterince anlatıyor zaten.
Yüz binlerce Pers ordusuna karşı, 5-6 bin kişilik küçük orduları ile direnen Xanthoslular, bitmez tükenmez dirençlerine karşın yenik düşerler.
Şehir düşse'de, esir olarak yaşayamayacaklarından, kadınlarını, çocuklarını, hazinelerini kaleye kapatarak yakarlar. Kendilerini'de; bir zamanlar deniz olan ama Eşen Çayı'nın getirdiği aliviyonlar ile, bu gün bir 'sera' ovasına dönüşen, manzaraya hakim, kentin en yüksek noktasından atlayarak intihar ederler''.
Likyalı prens, adalet severliği ile tanınmış Anadolulu, Truvalıların baş kahramanlarından birisi olan Sarpedon’un Hektor’a ’a seslenişi:
BEN TA UZAKLARDAN GELDİM YARDIMA
ANAFORLU XANTHOS'TAN GELDİM, UZAK LYKİA'DAN
SEVGİLİ KARIMI, YAVRUMU KODUM ORADA,
YOKSULLARIN GÖZ DİKECEĞİ BİR SÜRÜ MAL MÜLK KODUM,
SAVAŞA SÜRÜYORUM LYKİALILARI GENE DE,
KENDİM DE EN ÖNDEYİM İŞTE BAK"
...
https://www.youtube.com/watch?v=tSVQRdNA0mc
#divanşiirleri #divanedebiyatı Mi'râc-ı Nebî - Şeyh Gâlib - BİR YUDUM ŞİİR-Yitik Edebiyat ?
Şeyh Gâlib Hazretlerinin Mi'râc-ı Nebî Hakkında Bir Nutku
Der Menkabe-i Mi’râc-ı Şerîf-i Nebevî
ve
Mu’cize-i Bâhire-i Mustafavî
Bir şeb ki sarây-ı Ümmühânî
Olmuşdu o mâhın âsumânı
Ammâ ki ne şeb emîn-i rahmet
Şeyhu’l-harem-i harîm-i Hazret
Mânend-i Bilâl-i sâhib-irfân (1)
Nûr-ı siyeh içre nûr-ı îmân
Gûyâ o şeb-i şeref-meâsir
Veysü’l-Karen (2) idi nûru zâhir
Yüz sürmeğe geldi hâk-i pâya
Da’vetli bulundular a'lâya
Ol leyle için sipihr-i gerdân
Etdi niçe bin sabâhı kurbân
Çün âb-ı hayât o şâm-ı enver
Rengi siyeh idi mevci ahdar
Ebr-âver olup bahâr-ı nâsût
Cûş eyledi sebze-zâr-ı lâhût
Ser-çeşme-i Hızr olup hüveydâ
Ervâh-ı bekâya oldu irvâ
Zulmât çekip surâdık-ı gayb
Sır söyledi mâha mihr lâ-reyb
Tâ mihr ede mâha arz-ı dîdâr
Zulmât-ı hafâya girdi envâr
Cûş eyledi sanki nîl-i hayret
İhyâ ola tâ ki mısr-ı vuslat
Bast eyledi nokta-i süveydâ
Sırr oldı içinde şâm-ı esrâ
Envâr ile kâinât doldu
İşte o gece sabâh oldu
Şevk eyledi mihri pâre pâre
Şenlendi meşâil-i sitâre
Bir hırmen-i nûr olup nüh eflâk
Hurşîdi kapatdı pertev-i hâk
Bir feyz erişdi bu zemîne
Kim oldu sarây-ı âb-gîne
Ger etmese mihr ü meh tekaddüm
Şebnem yerine yağardı encüm
Envâr bürüdü kâinâtı
Rûşen görür oldular hayâtı
Berk urdu o şeb-çerâğ-ı nâ-yâb
Mahv oldu hep âftâb ü mehtâb
Bir hırmen idi nücûm-ı pür-tâb
Hurşîd ü meh anda kirm-i şeb-tâb
Âyîne-i nûr olup şeb-i târ
Yâr eyledi yâre arz-ı dîdâr
Gönderdi Hudâ edip meşiyyet
"Cibrîl-i emîn"i peyk-i da‘vet
Her geh ki inerdi âsumândan
San arşa çıkardı hâk-dândan
Tebşîr kılıp sürûş-ı a’zam
Dedi ki eyâ "Resûl-i ekrem"
Adın kodular burâk-ı yektâ
Geldi ayağına arş-ı a’lâ
Eyle güzer arş u âsumânı
Mahzûn buyurma lâ-mekânı
Ol maksad-ı kün fe kân-îcâd
Fermân-ı Hudâ’ya oldu münkâd
Her şey olur aslına şitâbân
Çıkdı yine âsumâna Kur’ân
Çün basdı rikâba pây-i himmet
Zîn-hânesi idi beyt-i vahdet
Ne kaldı zemîn ü ne zemâne
Mahvoldu bu turfa âşiyâne
Cûş eyledi çün muhît-i vahdet
Ma’nâya mübeddel oldu sûret
Hem sûrete girdi sırr-ı vahdet
Ma’nâ-yı kadîm buldu sûret
Nâgeh görünüp harîm-i aksâ
Abdiyyetin oldıu sırrı peydâ
Ol sâcid olup Hak oldu mescûd
Dendi bu makâma gayb-ı meşhûd
Ervâh-ı rusül cemâ'at oldu
Allâh bilir ne hâlet oldu
Ey hâme o rütbe olma çâlâk
Esrâr-ı nübüvvet olmaz idrâk
Deryâ sözü şebneme ne lâyık
Tanrı işi âdeme ne lâyık
Gel âdet-i şâirâna git sen
Sôfiyye sözün ferâgat et sen
Çün basdı sipihr-i evvele pâ
Oldu iki pâre bedr-i ra’nâ
Tâ halka 'ıyân ola mücerred
Kim devr-i kamer mi devr-i Ahmed
Mi’râcda çün zamân yokdur
Evvel demeğe tüvân yokdur
Mâh olması mu’cizeyle münşakk
İsbât idi şerh-i sadrı el-hakk
Ol bî-dile iltiyâm kıldı
Gönlünü alıp hırâm kıldı
Çavuşluk etdiler sürûşân
“Allâhu me’âk”le dem-hurûşân
Azmeyledi vahy-i vârid üzre
Vardı felek-i Utârid üzre
Çün geldi o şâir-i felek-câh
Ol şâhdan oldu ma’zeret-hâh
Afveyledi nâme-i siyâhın
Hassân’e bağışladı günâhın
Meb’ûsuna rehber oldu bâis
Açıldı der-i sipihr-i sâlis
Zehrâsın edip şefî’ Zühre
Afvından o şâhın aldı behre
Çârüm feleği kılınca seyrân
Fahr etdi dü bâre çâr erkân
Feyz aldı mülâhdan Mesîhâ
Tekrârdan oldu sanki ihyâ
Berk urdu o şeb-çerâğ-ı câvid
Şermiyle zemîne girdi hurşîd
Çün târem-i hâmis oldı menzil
Mirrîh’e erişdi hadşe-i dil
Kan ağlayıp etdi özre âheng
Dâmân-ı sipihri kıldı gül-reng
Afvetdi o şâh-ı âsumân-rahş
Azrâil’e kıldı cürmünü bahş
Çün şeş cihet oldu kâm-hâhı
Çarh-ı şeşüme erişdi râhı
Tâ ede o şâh-ı heft-iklîm
Kâdî-i sipihre şer’i ta’lîm
Teblîğ kılıp Cenâb-ı Hak’dan
Nehy eyledi hükm-i mâ-sebakdan
Men’ oldı kehânet ile tencîm
Zâhirle müzâhir oldu tanzîm
Çün erdi sipihr-i heftümîne
Bahş etdi se'âdet âlemîne
Keyvân şefî’ edip Bilâl’i (3)
Böyle deyip etdi rûy-mâlî
Besdir bana bu şeb özr-hâhî
Bâlâ-ter-i reng kıl siyâhı
Çün Hazret-i Pâdşâh-ı “levlâk”
Tekmîl ile kıldı seyr-i eflâk
Ammâ dahî bahşîş-i ilâhî
Mi’râcını bulmadı kemâhî
Kürsîye basınca pây-i reftâr
Şevk eyledi sâbitâtı seyyâr
Teşrîfi için buyurdu zîrâ
Olmuş felekü’l-burûc ber-câ
Basmakla kadem vücûd-ı pâki
Eflâke çıkardı Sevr-i hâki
Lûtf edip o pâdşâh-ı yektâ
Koz bekçi başısı oldı Cevzâ
Deryûze elin açınca Mîzân
Dirhem yerine dürr etdi rîzân
Hût eyledi zîr-i hâke âheng
Girdâb-ı hafâya girdi Harçeng
Kıldı Esed ibn-i ammini (4) yâd
Tahlîsine andan oldu imdâd
Zîrâ Hamel eyleyip şikâyet
Etmişdi celâdetin hikâyet
Delv ağlayıp oldu hâli derhem
Bir reşha deyip be-çâh-ı Zemzem
Bir feyz ile şâd olup öğündü
Dûlâb-ı Muhammedîye döndü
Pervîn ile Cedy olınca tezyîn
Sıbteynine tuhfe kıldı ta’yîn
Şehperr-i sürûş ol şeb-i râz
Hep Sünbüle’den ederdi pervâz
Çün sâat-ı çarha lâzım Akrep
Vaktâ o da kıldı arz-ı matlap
Buldu şeref-i kabûle imkân
Fevt olmadı bir dakîka ihsân
Kavsine bakınca Zâl-i dehrin
Pek za’fını gördü hâl-i dehrin
...
https://www.youtube.com/watch?v=kvWxB7sFatU